fbpx
Film

Fısıldayan Duvarlar “Murs murs” incelemesi

Paylaş

MUR MURS (FISILDAYAN DUVARLAR) – AGNES VARDA 

Fısıldayan Duvarlar sanata ve sanatçılara ilişkin bir belgeselin sadece bir belgesel olamayacağını çok güzel gösteriyor.  Filmde çok etkili mesajlar bulunabilir. 1979 yılının Los Angeles’i bize bir açık hava müzesi gibi gezdiriliyor. İlk olarak sanatçıyı merkeze alan sahneler görüyoruz, zaten film boyunca da sanatçı vurgusu yapılıyor. Her bir murali gördüğümüzde dış ses bize sanatçısının ismini fısıldıyor. Böylelikle sokaktaki sanatın ve sanatçının değeri vurgulanmış oluyor. 

Gözetim Toplumu’yla ilgili araştırmalar yaptığım bugünlerde film boyunca sıklıkla süper omniptikonu ve bir tür “tersine omniptikonu” düşündüm.  Çünkü bu duvar resimleri sayesinde görünenin ötesinde bir kamusal alan ve kamusal bilinç yaratılmıştı ve gözetimin merkezi olan devlet bu alanlara erişmekte oldukça zorlanıyordu. Omniptikonun şu an en çok öne çıkan örneği bana Instagram gibi geliyor. Bu kadar çok duvar resminin ve sanatçısının bulunması ve belgesele göre bu resimlerin toplumda çok popüler olması, hikayelerinin bilinmesi ve dilden dile aktarılması bana dev bir Instagram simülasyonunu anımsattı. Bir çete tarafından öldürülen kardeşinin anısına yaptığı resimde sanatçı devleti ve toplumu gözetliyor sanki. 

Bunlardan bağımsız olarak duvarlara resim yapmanın tamamen ticari boyutları da var. Bir hazır tüketim firması için duvarlara 2000’den fazla domuz çizilmiş. Sermaye sahipleri de duvar resimlerinin etkisinin farkına varmış görünüyor. 

Film boyunca daima muraller özne konumunda bırakılmış. Onların kalıcılığı ve tamamlayıcılığı tartışılıyor hep. Bunu duvarların yıkandığı, restore edildiği sahnelerden çıkarabiliriz. Özellikle kocasıyla birlikte yıllar önce bir duvar sanatçısına poz veren yaşlı bir kadının doğal diyalogları da çok ilginç. Onunla sadece eserin bir parçasıymış gibi konuşulmuş, önem vermeden.  

Yine bir sanatçı eserini taşınabilir yapıyor ve dev plakalara resmedilmiş olan eleştirel simgeler şehrin çeşitli yerlerine bir kamyonetin arkasına konup götürülüyor. Özellikle otoritenin sembolü olan resmi banka binalarının ve devlet dairelerinin önüne park ediliyor.  

Film oldukça yoğun bir şekilde alt kültür hareketlerin nasıl ortaya çıktığını ve yaşadığını da anlatıyor. “Muraller olmadan Meksikalılar düşünülemez” gibisinden birşeyler söylüyor Meksikalı mahallesinden bir beyaz kadın. Açıklaması: Muraller olmadan Meksikalılar düşünülemez çünkü bir Meksikalı bir beyazın imkanlarına sahip değildir ve çetelerin kol gezdiği mahallesinde tıkılıp kalmıştır, duvarlara yazmasın da ne yapsın? Meksikalı muralsiz düşünülemez çünkü öldürülen kardeşinin intikamını almayı ağabeyi ancak bu şekilde başarabilmektedir ve kinini bu şekilde gömebilmektedir. Aynı şekilde bir vaiz küçük çocukları kötü alışkanlıklara bulaşmaktan bu şekilde koruyabileceğini düşünmektedir, resimler aracılığıyla onlara ulaşarak. Ezilmişlerin, bastırılmışların, mülksüzlerin ortak malıdır muraller. 

Ayrıca sanatçı açısından ele alındığında denebilir ki, bir duvar resmi bir sanatçının toplumsallığının son boyuta ulaşmış halidir. Çünkü bir sokağın duvarını resimleyerek o, sanatının fiziksel varlığını topluma emanet etmiştir. Bu bir alışveriştir ve sanatçı için bence bu bir adanmışlıktır. Bir sanatçı kendini kimseye kanıtlamama aşamasına nasıl erişebilir? Kendini herkese kanıtlayarak. Müzayedeler olmadan, sanat evleri olmadan, sergiler ve atölyeler olmadan… Doğrudan halka, doğrudan sokağa açılarak. 

Agnes Varda’nın belgeselciliğini kanıtlayan gerçekten iyi ve güçlü bir filmdi. Kesinlikle onun eserlerini daha fazla izlemeye ve üzerinde düşünmeye ittiği söylenebilir. 

Yazar: Ahmet Yıldırım
Tags: , , , ,
Laboratuvar Ortamında Üretilmiş Hayvanlar
Volkanik Patlamalar ve Triyas İklimi

En Çok Okunan

Bunlarda İlginizi Çekebilir

Menü