fbpx
FelsefeTarih

Marquis de Sade Kimdir? Hayatı, Eserleri ve Daha Fazlası

Paylaş

Marquis de Sade kimdir? Hayatı, Eserleri, Sadizm, Eleştiriler, Kadınların Bakışı ve Günümüzdeki Önemi.

Donatien Alphonse François ya da Marquis de Sade; döneminin çok satan bir yazarıydı ancak hayatının çoğunu parmaklıklar arkasında geçirdi. Romanları “sadist-sadizm” terimine ilham verdi.

Sadizm nedir?

Başkalarına acı çektirmek ya da aşağılamaktan zevk almak, özellikle bu yolla cinsel tatmin sağlamaktır. Bu tatmini sağlayan kişiye ise sadist denir.

Marquis de Sade’ın, sapkın düşünceleri oldukça fazla eleştiriye maruz kaldı ve hatta ömrünün büyük bir kısmını hapishanede geçirmek zorunda kaldı. Ancak bu, onun tarihe yer etmesini engellemedi. Fransa, 2017 yılında, Marquis de Sade’ın çalışmalarını “ulusal hazine” olarak ilan etti.

Öyleyse, Sade, yalnızca pornografi mi kaleme alıyordu yoksa bir filozof muydu? ve neden adı bu kadar hararetli tartışmalara neden olmaya devam ediyor?

Ölümünden iki yüzyıl sonra, Sade (1740-1814) bir tartışma konusu olmaya devam ediyor. Adı bir yandan Fransız Devrimi ve Bastille Baskını ile, diğer yandan da tecavüz, cinsel terör ve işkence ile ilişkilendiriliyor. Sade, yaşamı boyunca sodomi ya da oğlancılık ve tecavüz ile suçlandı. Ayrıca 36 yaşındaki dilenci Rose Keller’e işkence yapmaktan, Lacoste’daki şatosunda altı çocuğu hapsetmekten ve beş fahişeyi “spanish fly” denilen afrodizyak ile zehirlemekten suçlu bulundu.

Marquis de Sade

Ölüm cezasından kurtulmayı başardı ancak utançtan kaçınmak isteyen aile üyelerinin müdahalesi nedeniyle, 32 yılını hapishanelerde ve akıl hastanelerinde geçirdi. Fransız Devrimi ile bir an için özgürlüğüne kavuştu ve “Yurttaş Sade” oldu. Dönemin bazı önemli siyasi olaylarına katıldı, ancak eserlerinin Napolyon Bonaparte döneminde ele geçirildiğini, yok edildiğini ve yasaklandığını gördü.

Çalışmaları 19. yüzyıl boyunca ve 20. yüzyılın büyük bir bölümünde sansürlendi – ancak 2017’de Fransız Devleti, Bastille’de 12 metrelik bir parşömen üzerine yazılan “Salo ya da Sodom’un 120 Günü”nü (1785) “ulusal bir hazine” olarak ilan etti. Öyleyse böylesi bir kökten değişimin ardında neler yaşandı? İşte Marquis de Sade hakkında bilmemiz gereken beş şey:

En İğrenç Marquis de Sade Kitapları

  • Justine veya Erdemin Felaketleri (1791)
  • Yatak Odasında Felsefe (1795)
  • Juliette veya Erdemsizliğe Övgü (1797)
  • Salo ya da Sodom’un 120 Günü (1785)

Bu kitaplar, Napolyon Bonaparte’ın Marquis de Sade’ı “iğrenç” kitapların yazarı olarak adlandırmasına ve “ahlaksız bir hayal gücüne” sahip olarak nitelendirilmesine neden olan çalışmalardır. Ancak parmaklıklar ardında kaleme alınmışlardı ve hapsedilmiş bir hayal gücünün ürünleriydi. Kişisel hayatına ve suçlarına dair nitelendirmeler değildi.

Sade’nin kaleminin hicivsel gücünden – genç ya da yaşlı, erdemli ya da yozlaşmış, zengin ya da fakir – kimse kaçamaz. Anlatılarına özellikle bankacılar, din adamları, yargıçlar, aristokratlar ve fahişeler gibi belli kişilikler hakimdir.

Yatak Odasında Felsefe

Sade terörizm döneminde yaşadı. Yazıları, 18. yüzyılın sonunda Fransa’da kanlı giyotinin gölgesinde kaleme alınan Aydınlanma Çağı’nın yüksek ideallerinin bilerek tersine çevrilmesi olarak okunabilir. Örneğin, Yatak Odasında Felsefe, önde gelen radikal Robespierre’nin düşüşünden kısa bir süre sonra yazılmıştır ve Fransız Devrimi’nin vaatlerine ve retoriğe dair absürt bir bakış açısı sunar.

Sade, kitabının satırlarında “doğannın niyetleri arasında insanın alçakgönüllü doğması olsaydı, onun çıplak doğmasına neden olmazdı.” diye hatırlatıyor bize.

Marquis de Sade ve Sadizm

Sade’ın sodomi, pedofili ve kırbaçlama zevklerinin yanı sıra; hardcore işkenceleri ve cinayetleri fazlasıyla ayrıntılı anlatan kurgular kaleme aldı.

Birçok kişi için bu yazılar, onun “dengesiz” bir insan olduğunu varsaymaları için yeter sebepti. Bu sıfat, hayatını Charenton Akıl Hastanesi’nde sonlandırmasıyla daha da büyümüştür. Ancak hayatı boyunca sapkın olduğuna dair suçlamalara maruz kalsa da Dr. Ramon tarafından kafatasının bilimsel incelemesinde hiçbir fiziksel veya zihinsel anormallik gösterilememiştir.

Bununla birlikte, Sade’ın yazılarında, din adamları tipik olarak ahlak dışı karakterlerdir.

19. yüzyılda “sadizm” terimi “fiziksel acı çektirmekten haz almak” olarak ifade etmek için psikanalistler tarafından icat edilmiştir.

Sade Pornografisine Kadınların Bakışı

Feminist filozof Simone de Beauvoir, 1951 tarihinde “Sade’ı Yakmalı mıyız?” başlıklı bir makale kaleme alarak bu görüşü savundu.

Sade’ın romanlarında işlenen “suçlu bir toplumda biri mutlaka suçlu olmalıdır.” fikrine karşılık kendi hayat hikayesinin buna uygun olmadığını savunmuştur. Romanlarındaki kurgularında artan sapkınlığın toplumun onu kontrol etme girişimlerinin bir belirtisi olduğunu savundu.

1970 ve 80’li yıllarda feministler, Sade ve onun felsefi değeri üzerine hararetli tartışmalara girdiler. Angela Carter onu pornografiyi “kadınların hizmetine” koyduğu için savundu. Andrea Dworkin ise kurgusunun yalnızca erkeklerin kadınlara “sahip olma” arzusunu savunduğunda ısrar etti.

Marquis de Sade’ın Günümüzdeki Etkisi

Yirminci yüzyıla gelindiğinde Sade gitgide ilahileştirildi. Öyle ki, sanatçılar ve entelektüel çevre tarafından kitaplarının, insanın karanlık yönlerini gösteren adeta bir ayna olduğu dile getirildi. Ahlaka ve yozlaşmaya dair söylediği felsefi ve derin cümleler sonradan keşfedilmeye başlandı.

Man Ray, 1930’ların sonunda Marquis de Sade’ın hayali portrelerini resmetti. Onu yanan Bastille’in yanında, Avrupa’da baş gösteren bir özgürlük örneği olarak tasvir etti.

Marquis de Sade

Imaginary Portrait of the Marquis de Sade by Man Ray, 1938.

Pier Paolo Pasolini, Sade’ın “Salo ya da Sodom’un 120 Günü” kitabını 1975 yılında beyaz perdeye taşıdı. Kitaba, İtalya’nın faşist rejimine bir eleştiri olarak boyut kazandırdı. Sade’ın adı ve yazıları, modern sanatçılara ve yazarlara savaşın ve totaliter rejimlerin dehşetini ele almak için bir yol sunuyordu.

Neden Sade Okumalıyız?

Sade’nin yazıları soğuk ve acımasız görünebilir, ancak okuyucularda derin izler bırakabilirler. Elbette sanatın gücü budur ve bu nedenle belki de Marquis de Sade’ı okumaya devam etmeliyiz.

Çapkın kahramanı Juliette’in sözlerini ödünç alırsak:

“Felsefe asla açıkça konuşmaktan geri kalmamalı.”

Sade’ın karanlık ve klostrofobik metinleri, insanlık durumunun kısıtlamaları ve özlemleri için bir metafor olarak uzayla konuşur, ancak aynı zamanda sınırsız hayal gücüyle duvarları yıkarak anlık bir kaçışa izin verir.

Yazar: Cenk Demirkıran

Tags: , ,
Büyülü Gerçekçilik Nedir? Bilmeniz Gereken Her Şey!
Yeni Jöle Benzeri Kabarcık: Tarak Jöleleri
Menü