fbpx
Felsefe

Mimesis Nedir? Platonun Sanat Anlayışı

Paylaş

Mimesis

Platon’un sanatla ilgili kullandığı bir kavram olan mimesis, genel olarak bir taklit-yansıtma olarak anlaşılır. Kelimenin ilk kullanım şekli “mimos’tur ve dans ile ilgili kullanılmıştır. Dans eden aktör anlamındadır. Mimesis veya mimesthai kelimelerinin “sanı” aldatma anlamlarını yüklenmesi ancak Platon’un Devlet diyalogu ile olur.

Platon’un sanatla ilgili kullandığı mimesis, eserlerinde farklı anlamlarda karşımıza çıkar. O bu kavramı teknik, ehtik ve doxa (sanı) anlamlarında da kullanır. İlk olarak Kratylos4 diyalogunda kullandığı mimesis kavramı, teknik bir anlam taşır. Platon’a göre, adlara verdiğimiz isimler birer mimesistir. Ressamın yaptığı eserin de nesnenin taklidi olduğunu düşünen filozof, teknik olarak mimesisi olumlu anlamda kullanır.

Devlet diyalogunun üçüncü kitabında mimesis eğitimle ilgili teknik bir terim olarak karşımıza çıkmaktadır. Şairlerin, bir şeyi anlatırken kendileri gibi davranmayıp, anlattığı kişinin özelliklerine büründüğünü ve bunun da bir tür mimesis olduğunu söyler. Ehtik terim olarak Devlet diyalogunun onuncu kitabında kullanılan mimesis ahlak ve eğitim yönünden değerlendirilmiştir.

Platon Aldatmacılık

Bu kavramın özünde aldatmacılık bulan Platon, tragedya sahnesiyle bu durumu aydınlatır. Sahnede görülen oyuncuların canlandırmakta oldukları insanlar olmadığını, seyircilerin de bu durumu bildiği halde gerçekmiş gibi aldanmasıyla bu durumun doxadan ibaret olduğunu belirtir. Mimesisin insan tabiatını bozduğu düşüncesine dayanan argümanı, sosyal-politik açıdan olumsuz olarak ele alınmaktadır (Tunalı, 2016).

Devlet diyalogunda ideal devlet biçimini dile getiren Platon, halkın nasıl olması gerektiğini, hangi eğitimlerin alınması gerektiğini, ailelerin biçimlemelerini ve tüm bunları yönetecek yöneticinin kim olması gerektiğini geniş bir perspektifken anlatır.

Sanatçının, sanatın, şiir sanatının, şairlerin nasıl olması ya da nasıl olmaması gerektiğine de değindiğini görüyoruz. Şölen diyalogundan taban tabana zıt bir görüş açısı geliştirmiş olduğu açıktır. İkisi de gençlik diyalogu olmasına karşın şölen diyalogunda sanatçıyı ve sanatı üstün tutarken Devlet diyalogunda halkın bekası için, toplumdan soyutlamaya çalıştığını anlamaktayız.

Sanatın mimesis olduğuna kanaat getiren Platon, yönünü taklidin objesine çevirir. Taklidin objesi; duyulur olan, gerçek olmayan dünyadır. Sanatın objesi olan fenomenler, gerçekliği olmayan kopyalardır (Kavuran ve Dede, 2013). Çünkü Platon’a göre gerçek yalnızca idea dünyasıdır. Bu nedenle sanatçının taklit ettiği şeyler, ideaların birer kopyasıdır. Mimesis eylemi ile idealara hiçbir zaman ulaşılamaz.

Platon şöyle dile getirmektedir; “Öyleyse diyebiliriz ki, şairler, Homeros başta olmak üzere, en yüksek değerleri anlatırken olsun, herhangi bir şeyi uydururken olsun, birer benzetmecidirler sadece; gerçeğin kendisine ulaşamazlar.” (Devlet, 601-a)

Bu sanatçının, idea hakkındaki bilgisizliğinden kaynaklanmaktadır. Platon burada, sanatçının doxa ile ilgilendiğinden dolayı bilgisiz olduğunu, aşılmasının yolunun akıl yoluyla epistemeye ulaşmak olduğunu söylemektedir. Taklitçi olan sanatçı, idealar dünyasını aydınlatacak yetkinlikte değildir.

platon memesis

Platon bu durumu ünlü yansıtma kuramı ile açıklamıştır. Devlet diyalogunda bahsi geçen şu cümleler ile dile getirmiştir; “İstersen bir ayna al eline dört bir yana ayna tut. Bir anda yaptın gitti güneşi, yıldızları, dünyayı, kendini ve evin bütün eşyasını, bitkileri, bütün canlı varlıkları.

Evet, görünürde varlıklar yaratmış olurum, ama hiçbir gerçekliği olmaz bunların.” (Devlet, 596 a-e) Şairlerin, ressamların bir nesneyi kopya ettiğini söylemek istemektedir. Sanat kopya yaratma, yansıtma etkinliğidir. Ortaya konan eser de aynanın yüzeyinde gördüğümüz nesneleri yansıtan araçtır yalnızca. Homeros ve diğer tüm sanatçılar da bu yanıltma etkinliğine başvurmaktadır. Bu nedenle çok saygı duyduğunu dile getirdiği şair Homeros’u hakikatten aşağı gördüğünü dile getirmiştir.

Şair ve ressamların etkinliği olan mimesisin nesnesi duyulur dünya olduğunu belirtmiştik. Sadece bu nesnelere yönelebilen sanatçılar, tek tek şeyleri inşa edebilmektedir. Bu tek tek şeyler ise güzel ideası, kendinde güzelin kopyalarından ibarettir.

Sanatçı eğer bu kendinde güzeli fark edebilse idi doxadan sıyrılıp ideaya yönelecek yetkinlikte sayılırdı. Fakat bilgisizliğinden ötürü bu ayrımı yapamaz haldedir ve kopya üreticisi konumundan sıyrılamaz. Bu durumdan sıyrılmanın tek yolu akıldan geçmektedir.

Doxanın karşıtı olan epistemeye bununla ulaşılabilir ancak ve ancak. Ona göre sanatçı aklı kullanmaz ve sanat eseri de akla dayanmaz. Onların dayandığı nokta ise duygular ve heyecanlardır. Platon şu şekilde dile getirir; “Benzetmeci şairin akıldan yana gitmeyeceğini besbelli bir şey, sanatı da el vermez, halka da beğendiremez kendini bu yoldan.

Onun işi, benzetmesi daha kolay olan taşkın, değişken yanımızı ortaya koymaktır.” (Devlet, 605-a) Kendi ifadesiyle de açıkça belli olduğu üzere sanatı veya sanatın bilgisini epistemeden aşağıda görmektedir. Platon’un sanat görüşünün ucunda bilgi meselesi vardır ve şairlerden başladığı yolcuğu epistemede sona erer. Sanatı bir mimesis olarak belirleyip, mimesisi de doxa olarak konumlandırdığı durumda sanat

karşımıza tam olarak bilgi durumu olarak çıkmıştır. O sadece sanatçının değil, sanatçının sanatını sevenlerin de akıldan uzak oldukları kanaatindedir. Bunun sebebi de akıl yetilerini kullanmayıp, taşkın yanlarının duygu ve heyecana kapılıp gitmesine izin verdikleri içindir. Sanatı sevenler doxa dünyasına bağlı kalan kişilerdir.

Kendinde güzeli görmeyi başaramayan, yetkinlikten uzak kişilerdir. Platon insanları; gerçek bilgiye, kendinde güzele yönelen bilgi dostları, sanıyı seven sanı dostları olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Platon’a göre bilgi dostları, sanıyı reddedip, hakiki bilgiye yöneldikleri ve kendinde güzeli sevdikleri için filozoflardır.

Platon için sanat; bir taklit eylemi olarak ciddi olmaktan uzak, oyun etkinliğidir. Sanatçı ise, artık poiesis eyleminde bulunan değil, ciddi işle uğraşmayan bir oyuncudur. Bu haliyle sanatçı onun ideal devleti için yararlı bir kimse değil, aksine zararlı biridir (Tunalı, 2016).

Olgunluk dönemi eserleri arasında olan Timaios diyalogunda evrenin yaratılmasından, tanrıdan, dört temel elementten, dinlerden, insanlardan ve her şeye düzen (taxis) veren orandan bahsetmesiyle büyük önem taşır söz edilir.

Çoğu şeyi konu edinmesi bakımından ele alındığında Platon’un düşünce sistemini anlayabilmemiz için önemli bir diyalogdur. Ortaçağ Hristiyan düşüncesini şekillendirmiştir. Platon diyaloglarında sık yer verdiği mitoslara Timaios’ta da yer vermiştir.

Atlantik miti ile başlayan diyalog, Tanrı Demiurgos’un evreni yaratmasını ele alır. Kendisi mükemmel ve iyi olan Demiurgos, kaos halinde olan evrene dört temel element olan ateş, su, toprak ve havanın oranlarıyla düzen verir. Evreni kendi gibi mükemmelleştirmeyi hedeflemiştir.

Demiurgos evrenin mümkün olduğu kadar güzel ve eşsiz olmasını istemesinden ötürü evreni yaratırken ideaları model almıştır. Buradan da anlaşılacağı üzere, Platon’un idea kuramı onun tüm düşünce sistemini oluşturmaktadır.

Sadece varlık, bilgi, sanat değil; evrenin oluşumunda da yerleri büyüktür, tanrı onlara bakarak evrene düzen vermektedir. Yine asıl olan idealar dünyasıdır. Fakat Demiurgos, bu idealara dâhil değil, aksine onların alanına dâhil olmayan bir üst kurucu olarak ele alınmıştır. Bu sebeple, iyinin kendisinden türediği İyi ideası ile bir ve aynı değildir.

Diyalogda sanatla ilgili konu edinebileceğimiz kısım ise, evreni oluştan geometrik şekillerdir. Tanrı, evreni küre şeklinde yaratmıştır bunun sebebi ise kürenin en mükemmel şekil sayılmasıdır. Buradan anlaşılacağı üzere Platon için artık güzel ve iyi salt geometrik şekiller olmuştur.

Kaos halindeki evrene ideaları temel alarak şekil veren Demiurgos kendine benzettiği evreni için güzel ve iyi şeyleri kullanmıştır. Filozof için bu anlamda çok önemli yere sahip oldukları anlaşılmaktadır. Güzel; önceki ele aldığımız diyaloglarında bahsettiği gibi mimesis ya da poesis eylemi olarak değil artık salt oran olarak karşımıza çıkmaktadır.

Evrenin düzenli olmasının nedeni olarak sayılabilecek yetkinliktedir. Sayı ve sayıların harmonisi, zaman ve mekâna aşkın ve töz olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda, Timaios diyalogunda Platon için güzelin belirleyicisi oran-orantı ve güzel olduğu anlaşılmaktadır.

Yazar: Melike Alpaslan

Kaynak:

Tunalı, İsmail. (2016). Grek Estetik’i. İstanbul: Remzi Kitabevi. 

Tags: , , ,
Amerikan Polisleri Neden Sürekli Donut Yiyorlar?
Napolyon Sendromu Nedir?
0 0 oylar
Değerlendir
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle

En Çok Okunan

Bunlarda İlginizi Çekebilir

Menü
0
Düşüncelerinizi merak ediyoruz. x
()
x