fbpx
AktüelTarih

Osmanlı’da Kadın Hakları ve Mahkemeler

Paylaş

Osmanlı’da Kadın Haklarına Genel Bakış:

Osmanlı yönetiminin anlayışında hukuk düzeni şeriat ile sağlanmaktadır. Bu anlayış kadını ev yaşamında kafes arkasına, ev dışındaki yaşamda çarşafa sokarak, refakatsiz sokağa çıkmasını yasaklayarak erkeğin gerisine çekmiştir.

Çok eşlilik, evlenme boşanma gibi konularda kadına söz hakkı vermeyerek, erkeğin kadına üstünlüğü ya da eşit olmayışını pekiştirmiştir. Bir çocuğun annesi, babasının ölümünden sonra bile çocuğunun velisi olamazdı.

Miras olayında da kadının durumu çok elverişsizdi. Kadın hısımlık durumuna göre erkeğe oranla yarım, dörtte bir, veya sekizde bir miras payı alırdı.

Mahkemedeki tanıklık durumuna gelince, ancak iki kadın bir erkeğin yerini tutabilirdi. Bununla birlikte dört kadın iki erkeğin yerini tutamazdı. Tanıklardan birinin mutlaka erkek olması gerekiyordu.

Köydeki kadının durumu ise biraz daha farklıdır. Kadın, erkek gibi tarlada çalışır, evini yönetir, çocuklarına bakar ve halı, kumaş dokurdu. Bütün bu görevlerine karşın kadın erkekle eşit haklara sahip değildir.

Osmanlı'da Kadın Hakları ve Mahkemeler

Osmanlının son dönemlerine doğru düzenlemelere gidilmiş ve eski yasaklar geniş ölçüde yumuşatılmış, yasalarda kadınlar lehine gelişmeler olmuştur:

1858’de çıkarılan arazi kanunnamesi ile kız çocukları babalarından kalan topraklar üzerinde erkek kardeşler gibi veraset hakkına sahip olmuşlardır. Yine bu kanunla daha önce evlenen kızlardan alınan Gelinlik vergisi kaldırılmıştır.

Halk kadının görevi erkeğin neslini doğurmak, sağlıklı bir biçimde büyütmek ve soyu sürdürmekti. Dokuz –on yaşına kadar çocukların devam edebildiği sıbyan okulları kız çocuklarının alındığı tek eğitim kurumdu. Saray kadının ise olabildiğince eğitim alma, öğretim görme imkanı bulunuyordu. Bu sayede kültürel gelişimlerini sağlayabiliyorlardı.

Osmanlı toplumunda köylü kadını:

Köylü kadın ise erkeği ile birlikte ziraat işçiliğinden ev ekonomisine kadar geniş alanda üreticiydi. Eğitim-öğretimden, kültürel gelişimden mahrum durumda hayatını sürdürüyor ve toplumsal algılar tarafından biçimlendirilerek edilgen bir konuma itiliyordu. Öyle ki köylü kadın mülk sahibi olmak yerine erkeğin mülkü konumunda sayılabilirdi. Buna karşın ekonomik ve sosyal açıdan güçlü olan Osmanlı kadınları güçlü olduklarının göstergesi olarak hayır işlerinde yer alırlar ve vakıf kurma dışında hastane, cami, imaret ve aş evlerinin yapılmasına da önayak olurlardı. Sultan Selim’in eşi Hafsa Sultan, Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan bu kadınlardan birkaçıdır.

Osmanlı Mahkemelerinde Kadınlar:

Mahkemeler genellikle orta sınıf kadın mensuplarınca, özellikle babalarını ve kocalarını yitirmeleri ve hane halkı arasında nüfuzlu ve zengin bir erkeğin bulunmaması sebebiyle güçlü akrabalık bağları bulunmayan kadınlar tarafından kullanılıyordu.

Adli işlemlerde harç ödemek gerektiğinden, alt sınıf ya da kölelikten gelen kadınların mahkemeleri pek kullanamamaları, davacıların güvenilir tanık bulma zorluğu gibi etkenler dava açılmasını olumsuz kılmış olabilir.

Rus Harbi (1877-1878) savaşı, Antakya’daki kadınları bir bakıma mahkemeye gelmeye zorunlu kılmıştır. Kocaları savaşta ölen kadınlar yeniden evlenmek, mirastaki haklarını alabilmek, çocuklarına vasi ve nafaka tayin ettirmek için mahkemeye gelmişlerdir. Kocalarının ölümlerini şahitlerle ispatlamış, yeniden evlenmek için gerekli izni almışlardır. Aynı şekilde savaşta ölen oğlunun “kendi oğlu” olduğunu ispatladıktan sonra anne, yani kadın, mirastaki hakkını almıştır.

Mahkeme, tecavüzü “haklar” konusu olarak görüyordu:

Tecavüze uğrayan kişinin “kendi bedenini kullanma hakkı” ihlal edildiğinden tazminat ödenmesi gerekiyordu. Kurbanlar savlarını kanıtladıklarında mahkeme tarafından haklı bulunuyor, tecavüz edenlere -çoğu kez bedensel cezalandırma olmak üzere- öngörülmüş ceza veriliyor ve saldırgana biçilen diyeti ödemesi emrediliyordu.

Osmanlı'da Kadın Hakları ve Mahkemeler

Osmanlıda bakire kızların tecavüze uğramaları durumunda tecavüzcüleriyle evlendirilme seçeneği sunuluyordu.8

Mehir hakkı; hasta, yaşlı, genç, bekar, dul her kadın için geçerli bir haktı:

18. yüzyılda Ankara sicillerindeki veriler değerlendirildiğinde mehirin genellikle nakit olarak ödendiği görülmektedir. Bu durum herhangi bir tehlikede kendini güvencede bulmak isteyen kadınların ellerinin altında hazır para olmasını tercih etmiş olmalarıyla izah edilebilir. Mal ve eşyanın değer kaybetmesi, eşyaların kullanılması durumunda eskimesi, özellikle anlaşmazlıklarda ya da mahkemenin yaptığı aramalarda saklanabilecek konumda olmaması gibi nedenler yanında her zaman ve her insanda olduğu gibi nakit paraya sahip olma duygusu kadınlar için de geçerlidir.

Para dışında bir ev için gerekli kilim, yorgan, yastık, kap-kacak gibi mutfak gereçleri, giyim kuşama yönelik elbise türleri, başta altın olmak üzere çeşitli ziynet eşyaları, keçi, koyun gibi hayvan türleri ile ev işlerinde kullanılan cariye gibi değişik mehir ödemeleri mevcuttur.

Eş seçiminde kadının rolü var mıdır?

Evlenirken kızın eşini seçme gibi bir hakkı yoktu. Eş seçimi anne baba veya aile büyükleri kararı ile gerçekleşir ve evlenme sırasında kadın eşine gözükmeden kapı arkasından “evet” derdi. Resmi nikah olmadan (isteğe bağlı) imam nikahı ile evleniliyordu ve boşanma hakkı yalnızca erkekteydi. Tanzimata kadar kadının boşanmak için hukuki gerekçesi yoktur. Evin iç idaresi kadının üzerindeydi.

Mehir farklı perspektiflerle bakıldığında bir yandan boşanmayı kolaylaştırıcı bir yandan da zorlaştırıcı yönü olduğu söylenilebilir. Erkek söz verdiği mehiri ya ölümünde miras yoluyla ya da talak gibi boşama durumlarında eşine mutlaka ödemekle yükümlüdür.

Osmanlıda kadın ve erkeğin boşanması:

Erkekler iki tür boşama hakkına sahiptir:

Ric’i talak türü bir boşamada koca, mehir vermeksizin kadını boşamaktadır ancak bu tür boşama hemen gerçekleşmezdi. Bâin talak ise derhal tahakkuk eden kati bir boşamadır ve erkek bu tür bir boşamada erkek kadının mehirini vermek durumundadır. Tek taraflı olarak eşinden ayrılan koca karısının mehirini, üç aylık nafakasını ve geçimini karşılamakla yükümlüdür.

Osmanlıda kadınların boşama hakkı var mıydı?

Kadınlar için hul’ adı verilen bir haktan bahsetmek mümkündür.

Hul’ davasıyla ilgili olarak 19. yüzyılda Antakya mahkemesine yansıyan kayıtta Mahlas Ali Mahallesi’nden davacı Ayşe Sultan bizzat mahkemeye gelmiş ve kocası Mehmed’den şikayetçi olmuştur. Kocasının kendisini aç bıraktığını, dilendiğini, istediği bir şeyi almaya takati olmadığını bildirdikten sonra asıl amacını dile getirmiştir.

Ayşe Sultan 600 kuruşluk mehrinden, üç aylık nafakasından vazgeçtiğini ifade ederek mahkemeden açıkça hul’ talep etmekteydi. Karşı tarafın yani kocasının buna bir itirazı olmayınca da mahkemeye intikal eden vaka Ayşe Sultan’ın isteği doğrultusunda nihayetlenmişti. (Antakya Şer’iye Sicili 66/11)

Şeriye sicili incelendiğinde eşinden boşanmak isteyen Ayşe Sultan; eşinin olumsuzluklarını sıralamasının ardından bir de üstüne haklarından vazgeçmek koşuluyla boşanmayı gerçekleştirmiştir. Haklarından vazgeçmesine neden olan bu durum açıkça erkeğin daha avantajlı olduğuna işaret etmektedir.

Osmanlı’da mülk sahibi olan kadınlar:

II. Mehmet öncesinde kadınların peçe ya da çarşaf kullanmadığı bilinmektedir. Özellikle II. Mehmet ve sonrasında devam eden Osmanlı geleneği ile kadın ve erkeğin yaşam alanlarını birbirinden kesin bir biçimde ayıran hane anlayışı benimsenmiştir. Osmanlıda erkeklere özgü olarak yapılandırılan “Selamlık” ve kadınların yaşam alanı olarak biçimlendirilen “Harem” olarak iki farklı hane anlayışı mevcuttu.

Osmanlı Devleti’nde mülk sahibi olan kadın sayısı az değildir, ancak mülkünü işleten kadın azdır. Mülk sahibi olan kadın, mülkünü işletebilir, mülkünü istediği kişiye hatta gayrimüslime bile satabilir. Kadının izni olmadan kocası, oğlu ya da babası kadının malını satamaz, kiralayamaz ve kullanamaz. Kadının mülkü isteği dışında satılırsa bu satış iptal edilir.

İddiaya göre kocasının karısından izinsiz olarak on yedi ırgatlık bağını takas yoluyla Satılmış’la takas yapması sonucu ve Marta’nın bu takası kabul etmemesinden dolayı dava açılır ve Marta yapılan takas işleminin geçerliliğini iptal ettirir Antakya Şeriye Sicilleri (AŞS 80/294).

Yazar: Cenk Demirkıran

 

KAYNAKÇA

Akyüz, Jülide, (2007). “Osmanlı Kadınlarının Hukuksal Haklarını Kullanımı Hakkında Bazı Değerlendirmeler”, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 6.

Aydın, Mehmet Akif, (1986). “Osmanlı Hukukunda Kaza! Boşanma Tefrik”, Osmanlı

Ferruh, Ömer, İslam Aile Hukuku, Çeviren: Yusuf Ziya Kavakçı, İstanbul, 1994. s.137-138

Hacettepe Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 2010 Güz (13), 61-89

Sonbol, Amıra, (2000). “Osmanlı Mısır’ı ve Modem Mısır’da Tecavüz ve Hukuk”, Modernleşmenin Eşiğinde Osmanlı Kadınları, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınlan. s.208

Taşkıran, Tezer, (1973). Cumhuriyetin 50. Yılında Türk Kadın Hakları, Ankara: Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Cumhuriyetin 50. Yıldönümü yay.

Velidedeoğlu, Hıfzı Veldet, (1970). Atatürk ilkeleri ve Türk Kadınının Çilesi, İzmir.

Zarinebaf-Shahr, Fanba, (2000). “Osmanlı Kadınları ve 18. Yüzyılda Adalet Arama Geleneği”, Modernleşmenin Eşiğinde Osmanlı Kadınları, Editör: Madeline C. Zılfı, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 204-221.

Bu içeriğe bir ifade bırak!
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Tags: , , ,
Koçluk Kavramı ve Eğitim Koçluğu
Dünyanın En Küçük Atı: Thumbelina

En Çok Okunan

Bunlarda İlginizi Çekebilir

Menü