fbpx
FelsefeGenel

Descartes’ın “Yöntemsel Şüphe” Kavramı Nedir?

Paylaş

İnsan varoluşsal süreç içerisinde iki yönelim üzerinden kendisi ve kendi dışında var olan her bir şey hakkında söylem geliştirdikten sonra bilgi kavramını ortaya çıkartmıştır.

1. Varoluşsal anlamda varlığını haklılandırma düşüncesi (Teorik düzeyde bilgi üretimi)
2. Varoluşsal süreç içerisinde varlığının sürekliliğini sağlayacak eylemler (Pratik düzeyde bilgi üretimi)

İnsan, davranışsal faaliyetlerini geliştirme amacını gerçekleştirecek bu iki yönelimden teorik ve pratik bilgiyi ortaya çıkartmıştır. Bilgi kavramının üretiminden sonra edindiğimiz bilginin kaynağını araştırmada sahip olduğumuz bilginin doğruluk derecesi ve bilginin üretimini mümkün kılarken ona doğruluk derecesini neyin verdiği tartışması söz konusudur. Bu tartışmada kesin bilginin mümkün olamayacağını iddia eden kuşkuculara karşılık gerçek bilginin mümkün olduğunu kanıtlamak isteyen dogmatikler epistemolojide iki söylem biçiminin ortaya çıkmasını sağlamışlardır. Dogmatikler duyu ya da akıl yoluyla elde edilirken hangisinin en güvenilir bilgiyi mümkün kılabileceğini tartıştığı noktada kuşkucular bilgiye ulaşmaktaki güçlükleri ortaya çıkartıp var olan bilginin neden güvenilmez olacağını kanıtlamaya çalışmışlardır.

Francis Bacon “Novum Organum” adlı eserinde idoller ile insanın bilgiye ulaşmasında ona engel olan düşüncenin temelini açıklamıştır. “Septikler, açıkça, hiçbir şeyin bilinemeyeceğini iddia ederler; biz ise, bilinen yöntemlerle ancak tabiatın küçük bir bölümünün anlaşılabileceğini iddia ederiz.” (Bacon, 2012,126)

Bacon, kuşkucu düşüncenin eleştirilerine karşılık verebilmek için güvenilir bilginin olabileceğini ortaya çıkartmaya çalışmıştır. Bu yüzden iddia edildiği gibi kesin bilginin mümkün olamayacağı söylemine karşılık bilginin güvenilmez doğasının nasıl ve ne şekilde ortaya çıktığını idoller ile açıklamaya çalışmıştır.

Aynı düşünce ile hareket eden bir başka filozof söylem biçimi geliştirmiştir. Descartes, kuşkuyu bilgiye ulaşmak için gerekli görmüş ve onun amaç değil araç olarak kullanılması gerektiğini belirtmiştir. O kuşkuyu apaçık bilgiye ulaşmada bir araç olarak kullanılmasının gerektiğini düşünmüştür. Bu yüzden Descartes’ın söylemi yöntemsel şüphe olarak adlandırılır.

Descartes, bir bilgi içerisinde kuşku barındırıyorsa o bilginin kullanım ve üretim alanında alanını ortaya çıkartan söylem biçiminin gözden geçirilmesi ve bu söylem içerisinde yer alan her bilgiye kuşku ile yaklaşılması gerektiğini belirtir. Gündelik  yaşantımızı sürdürmemizi sağlayan bilgilerin yaşantımızda aksaklıklar çıkmaması adına  yaşamımızı sürdürmemiz için doğruya en yakın olanlarını terketmememiz ve diğer bilgi türlerinin gözden geçirilerek içerisinde en ufak bir şekilde şüphe barındırmayacak olan kesin bilgileri bulmamız gerektiğini vurgular.

İlk olarak duyulardan elde edilen bilgileri gözden geçirir. Uyanıklık-uyku halinde karşılaştığımız her bir fiziksel nesne arasında benzerlikler olmasıyla nesneler arasındaki düzen ve ilişkideki benzerlikler duyularımızın bizleri yanıltabileceğini gösterir.

İmgelem gücüyle insan varolmayan nesneleri tasarlayabilir. Kaf Dağı, Anka Kuşu gibi gerçekte varolmayan ama imgelemin ürünü olan bu şeyler düşünüldüğünde fizik biliminin konusu olan ve bize içinde bulunduğumuz Dünyada var gibi görünen her bir nesnenin de imgelemin tasarımları olabilir. İçerisinde bulunduğumuz Dünya üzerinde varolan her bir nesne imgelemin ürünü olabilir. Zihnimiz gerçekte varolmayan her bir nesneyi bize var gibi gösteriyor da olabilir.

Kesin bilgi olarak gördüğümüz matematiksel bilgileri nasıl edindiğimiz üzerine incelemede bulunur. Burada Tanrının bizleri yanıltabilme olasılığı olduğunu belirttikten sonra iyi olan Tanrı bizleri yanıltıyorsa bu iyi olmadığı anlamına geldiğini belirtir. İyi olan aynı zamanda mükemmeldir ve aldatmak onda bir eksiklik olduğunu göstereceği için yanıltmak, aldatmak mükemmel bir varlığa atfedilemez. Buradan kötü cin varsayımı üzerinden hareket ederek iki ile üçün toplamının beş etmesi, dörtgenin dört kenarının olması gibi bilgiler kötü cinin bizi yanıltması ile elde ettiğimiz bilgiler olabilir. Böyle bir durumda elimizde güvenebileceğimiz bir bilginin hiçbir şekilde varolamayacağı ortaya çıkmaktadır.

Descartes, yöntemsel şüpheyi kullanarak ilk ve apaçık bir bilgiyi burada ortaya çıkarttıktan sonra tüm bir felsefesini bu bilgi üzerine inşaa edecektir. Eğer kötü cin beni aldatıyorsa benim de zorunlu olarak varolmam gerekiyor. Aynı zamanda kuşku duyabiliyorsam da  kuşku duyacak bir ‘ben’ in olması gerekmektedir. Çünkü kuşku duyan biri varsa kuşku duyan bir özne de zorunlu olarak varolmak zorundadır. Bu iki önermeden zorunlu olarak ‘ben’ kavramı ortaya çıkmaktadır. Descartes “Düşünüyorsam, o halde varım” söylemi üzerinden benlik kavramının apaçık bir bilgi olduğunu ortaya çıkartarak kendi varlığını haklılandıracaktır.

Spinoza başlangıç noktasının ‘ben’ değil de Tanrı olması gerektiğini söyleyerek Descartes’ı eleştirir ama ‘ben’, yöntemsel şüpheyle zorunlu olarak ulaşılan bir kavramdır. Kendi varlığını ispatlayabilmesi gereklidir. Çünkü bilgiyi kendisi için ortaya çıkartabilecek bir öznenin başlangıçta kanıtlanması gerekmektedir. Bu yüzden bu eleştirinin herhangi bir şekilde haklılık yanı yoktur.

Kuşkucular ‘ben’ kavramını eleştirerek benlik kavramının kendisinin şüpheli olduğunu değil varolan ben’in yaşantısında elde ettiği bilgileri hangi koşullarda edindiği ve bu bilgilerin nasıl insanları yanıltabilecekleri üzerinden bilginin imkanlarını inceleme altına alırlar. Descartes, öznenin sahip olduğu bilginin güvenirliğini test eden kuşkucuların sorularına mutlak anlamda bir çözüm ortaya koymamaktadır. Descartes’ın sistemi sadece bilgiyi üreten bir kişinin olduğunu ortaya çıkarmaktadır.

 

Kaynak: Descartes, Rene. Felsefenin İlkeleri. çev. Mesut Akın. İstanbul: Say Yayınları, 2007.

Yazar: Aydınlanmış Cahil

Tags: , , , ,
Gözler Beynimize Nasıl Sinyaller Yolluyor?
3 Boyutlu Yazıcı Nedir?

En Çok Okunan

Bunlarda İlginizi Çekebilir

Menü